BAKTERİLERDEN UZAK TUTMAYA YARAYAN VİTAMİNLER

BAKTERİLERİ UZAK TUTMAYA YARAYAN VİTAMİNLER
Vitamin İhtiyacının Değerlendirilmesi: Bütün hayvan türleri, çeşitli etmenlerin ve streslerin etkisi altındadır. Buna koşut olarak, canlı yapıda  süregelen metabolik etkinliklerde belli sınırlar içerisinde sürekli değişim halindedir. Ayrıca, aynı  türden hayvan popülasyonları arasında bile vitaminlere karşı dayanıklılık yönünden ayrımlar vardır.  Belirtilen duruma bağlı olarak her türde ve bireysel düzeydeki vitamin ihtiyacında sürekli  dalgalanmalar olabilir. Belirtilen hususlar göz önünde tutulduğunda, ayrı ayrı hayvan türleri için belli  rakamlarla sınırlanan kesin bir ihtiyaç düzeyinin belirlenmesi hemen hemen olanaksızdır. Ancak,  belirli koşullar altında geçerli olabilen ampirik (deney ve gözleme dayalı) değerler saptanabilir.  Hayvanlar üzerinde yapılan geniş boyutlu deneylerle ölçülen değerler bile sadece o denemenin  yapıldığı koşullar çerçevesinde geçerli olabilir. Deney kapsamını ve düzenini belirleyen ölçütler  sonucun yorumunu önemli derecede etkiler. Belirlenen vitamin ihtiyaının ağır koşullarda beslenen  hayvanlara mı, yoksa verim sağlayan hayvanlara veya fizik gücünden yararlanılan hayvanlara mı ait  olduğu hususları, ihtiyacın belirlenmesinde önemli ölçütlerdir.
Evcil hayvanlar üzerinde yapılan gözlemler, yüksek düzeylerde verim sağlanabilmesi için, bu minimal  değerlerin anlamlı ölçülerde yükseltilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. Çeşitli türden  hayvanlarda farklı fizyolojik durumlarına göre günlük vitamin ihtiyacı rasyona katılan besinsel  öğelerdeki var olan vitamin yoğunluklarıyla kabaca saptanabilir. Ne var ki, çeşitli besin maddeleri ve  yemlerde bulunan vitaminlerin farklı şekillerde değerlendirilmesi de günlük ihtiyacın  hesaplanmasında ayrı bir sorun yaratır. Bitkisel besinlerdeki beta‐karoten ve B2 vitamini bölümsel  olarak değerlendirilir. Bu vitaminlerin bitkisel hücrelerin bazı bölüm ve dokularına kuvvetlice  bağlandığı ve sindirim sistemindeki fermentlerin, belirtilen çeşitten vitaminleri tümüyle dokulardan  ayıramadıkları kabul edilir. Öte yandan, doğal kaynaklı vitaminlerin ne oranda değerlendirilebildiği  hususunu kesin rakamlarla değerlendirebilmek zordur.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında evcil hayvanların günlük vitamin ihtiyaçlarına ilişkin şu  genellemeler yapılabilir. Hayvan türleri için saptanan ortalama minimal günlük ihtiyaç değerleri çok  sayıda araştırma sonucuna dayanan rakamsal verilerdir. Bunlar, biyolojik değişmeler ve deneylerle  ilgili hatalar yönünden sadece ortalama değerler olarak kabul edilirler. Bireysel değerler ise bu  ortalamalardan büyük ölçüde ayrım gösterirler. Bu nedenle de, hayvanların vitamin ihtiyaçları  karşılanırken öngörülen miktarlar, en olumsuz koşullar altında bile yetersizlik ortaya çıkmayacak  şekilde güven payı eklentileriyle arttırılması gerekir. Vitaminler, diğer etkin öğeler kadar, yüksek  zehirlenme riski yaratmazlar. Ancak, A ve D vitaminleri gibi bazı çeşitlerin günlük alım miktarları  sürekli olarak günlük alım miktarının çok üstünde tutulursa, hipervitaminozis olarak adlandırılan  zehirlenmelere sebep olabilirler.
Ayrı ayrı hayvan türleri için saptanan ortalama minimal günlük ihtiyaç değerleri, genel bir kural olarak “önerilen günlük rasyonlarda” bulunan vitamin içeriğinin yarısı ile beşte biri arasında kalır. ABD İlaç ve Gıda Örgütünce, bir dozaj formu içerisinde, günlük rasyonun içerdiği vitamin değerlerinin en fazla  yarısına eşdeğer miktarda vitamin içeren spesiyaliteler, ilaç olarak değil, besin maddesi olarak kabul  edilmektedir. Yine, bir dozaj formunda günlük rasyonda bulunabilen vitamin değerinin iki buçuk
katından daha fazla vitamin içeren spesiyaliteler ilaç olarak değerlendirilmektedir. Belirtilen iki  grubun arasında kalan değerler de vitamin tutan spesiyaliteler “besin katkı maddesi” olarak işlem  görmektedir.
Normal Vitamin İhtiyacının Karşılanması: Uygun seleksiyon ve yetiştirme, sağlıklı damızlık seçimi, periyodik aşı uygulaması, barınak ve çevre  koşullarının iyileştirilmesi ile en uygun yem karışımlarının seçilerek düzenlenmesi sayesinde evcil  hayvanların verimleri optimum düzeyde arttırılabilmiştir. Belirtilen boyutlarda hayvansal verimliliğin  arttırılmasında vitaminlerin inkar edilemeyecek derecede büyük katkıları olduğu bir gerçektir. Kaldı ki, yüksek verime paralel bir şekilde besin tüketimi de artacağından, böyle durumlarda rasyonların  polivitamin kombinasyonlarıyla desteklenmesi kaçınılmaz olur.
Minimum Düzeyde Vitamin Sağlanması: Bu tür destekleme şeklinde verimde olan hayvanın günlük vitamin kaybını karşılamak ve aşırı verim  sonucu klinik vitamin eksikliği sendromlarının önlenmesi amaçlanır.
Optimal Düzeyde Vitamin İhtiyacının Karşılanması: Bunda olanaklı en iyi gelişme hızı ve besin kullanımı, sağlıklı durumun sürdürülmesi, hastalıklara  direnç ve yeterli derecede vücut rezervinin şekillenmesini garanti edecek derecede vitamin destek  düzeyi genellikle minimal destek düzeyinin birçok katı daha yüksek boyutlarda olmaktadır.
Suboptimal Düzeyde Vitamin İhtiyacının Karşılanması: Böyle bir katkı düzeyi, vitamin katkısında eksiklik sınırını oluşturur. Belirtilen düzeydeki katkı  durumuyla klinik eksiklik belirtileri görülmeksizin hayvanın büyümesi, sağlığı veya performansı  olumsuz yönde etkilenebilir. Böyle suboptimal katkı uygulamalarıyla pratikte de oldukça sık  karşılaşılır. Dolayısıyla, bu çeşit rasyonlarla beslenen hayvanlarda tam nitelendirilemeyen performans  düşüklüğü, hastalıklara karşı duyarlılık durumu, fertilitenin (üreme gücü) azalması ve büyüme  döneminin uzaması gibi durumlarla karşılaşılır. Bu nedenle, pratik bir hayvan beslemede, sürekli  halde optimal ölçülerde vitamin ihtiyacını karşılayacak düzeyde vitamin sağlanması gerekir.
Vitaminli Yem Katkıları: Evcil hayvanların optimal performansları için gerekli olan vitamin katkısı besinsel öğelerin içerdiği  total vitaminlerin biyolojik kullanımı ve rasyona katılan vitamin eklentilerini karşılar. Bir kural olarak,  özellikle yüksek performanslı hayvanlar sözkonusu olduğunda, yem rasyonunu oluşturan bütün  besinsel öğelerin vitamin içerikleri hayvanların günlük vitamin içeriği çok düşük düzeylerde kalır. Öte  yandan, bazı vitamin çeşitleri bölümsel olarak biyolojik yönden kullanılabilir ve bazıları da dayanıksız  olduğundan depolanma aşamasında giderek azalır. Belirtilen nedenlerle, verimlerinden yararlanılan  hayvanların belirgin performans kaybına uğramamaları için, hayvan rasyonunun endüstriyel vitamin  ürünleriyle desteklenmesi kaçınılmaz olur.
Güvenlik Yem Katkısı: Günlük vitamin ihtiyacı bir hayvandan diğerine değişir. Bu durum rasyonun kompozisyonu, genetik  yapı ve çevresel faktörlerden etkilenir. Bu nedenle farklı şartlar altında bireysel olaylar için kesin bir  vitamin ihtiyacının ölçülmesi ve tam olarak karşılanması hemen hemen olanaksızdır. Bundan dolayı,  pratik hayvan beslemede vitamin desteği genellikle “güvenlik supplemanı” olarak adlandırılan bir
katkı sistemiyle karşılanır.
Yem rasyonlarının bireysel vitaminlerle desteklenmesinde, hayvanların en yüksek düzeydeki vitamin  ihtiyacını en iyi şekilde karşılayabilmek düzey ve kombinasyonlarla sağlanmasını esas alır. Bu tür  desteklemede yem hammaddelerinde bulunan doğal vitamin değerlerindeki anormal farklılıkların da  dikkate alınması gerekir.
Örneğin; Yumurta tavuklarının rasyon içerisindeki günlük B2 vitamini ihtiyacı 5‐8 mg/kg yem  arasındadır. Ancak, yumurtlayan damızlık tavuklar, yumurta vitamin katkısını karşılayabilmek,  yumurtadan civciv çıkma oranının artışını sağlayabilmek, civcivlerde düşük mortalite (ölüm) ve iyi bir  büyüme potansiyelini garanti edebilmek için daha fazla B2 vitaminine ihtiyaç duyarlar. Belirtilen  nedenlerle, damızlık anaç tavuk yemlerine katılacak B2 vitamini yoğunluğunun 7‐10 mg/kg düzeyinde  tutulması yerinde olur.
Özel Vitaminli Yem Katkıları: Yemleme, verim ve özel performans gerektiren durumlarda strese giren hayvanlar için özel bir  vitamin desteği gerekebilir. Barınak değişikliği, taşınma, yem değişmesi, aşılama, iklimsel değişimler,  hastalık ve sağaltım durumu, çiftleşme mevsimi ve zamanı gibi durumlar hayvanlarda değişik  derecelerde strese yol açabilir. Böyle durumlarda metabolik etkinlik artar, vitaminlerin bakteriyel  sentezi bozulabilir. Besin tüketiminin azalması sonucu vitamin alımı azalabilir. Belirtilen durumlarda,  optimal düzeyde vitamin ihtiyacı sağlanamayabilir. Üstelikte paraziter hastalıklar, ishal ve ilaçla  sağaltım sırasında eksikliğe yol açabilecek derecede vitaminlerin absorbsiyonu (emilim) ve biyolojik  kullanımı azalır.
Yukarıda açıklanan durumlardan, vitamin eksikliği ile optimal düzeyde vitamin sağlanması arasındaki  dengesizliğin özel vitamin desteğiyle karşılanması gerekir. Bu da yüksek vitamin içerikli özel yemler  kullanmak suretiyle sağlanabilir. Ayrıca, sınırlı sürelerde yemlere ve sulara katılmak üzere hazırlanan  toz ve sıvı şeklinde vitamin spesiyaliteleri de vardır. Bu şekilde suplementler hayvanlara yem veya su  içeriğinde verilebilir.
Toksiniteleri ve Güvenlik: Evcil hayvanlar, A ve D3 vitaminleri hariç diğer bütün vitaminlerin günlük gereksinimlerinin 100‐1000  katına denk gelen aşırı derecedeki yüksek dozlarına herhangi bir hasar ve toksik belirti göstermeksizin dayanabilirler. Kanatlılar, kısa bir süre için herhangi bir sakıncalı etkiye yol açmaksızın, her kilogram  yemde 500.000 İÜ A vitamini ve 50.000 İÜ D3 vitaminine dayanabilirler. Bununla beraber normal  günlük ihtiyaçlarının çok üstünde olan vitamin desteğinden kaçınmak gerekir. Çünkü, normalin çok  üstünde verilen vitamin katkıları fazladan herhangi bir yarar sağlayamayacağı gibi ekonomik yönden  de gereksiz masraflara yol açar.
Vitamin Eksikliği: Hayvan türlerinde günlük vitamin ihtiyacını arttıran faktörlerin süreklilik kazanması halinde, günlük  rasyonla alınan normal düzeylerdeki vitamin çeşitleri, hayvanın ihtiyacını uzun süreçte  karşılayamaması sonucunda vitamin eksikliği baş gösterir. Hayvanlarda vitamin eksikliğine yol açan  başka etmenler de bulunmaktadır. Bunların başında da günlük rasyonun hayvan türünün ihtiyacına  yetecek kadar vitamin veya vitaminleri içermemesi gelir. Sindirim kanalında şekillenen bozukluklara
bağlı olarak bazı vitaminlerden yeterince yararlanılmaması ya da besinlerin sindirim ve emilmesinin  bozulması diğer önemli bir etkeni oluşturur. Rasyondaki yağ içeriğinin azalması, sindirim ve emilimin  bozulduğu kronik sindirim sistemi hastalıklarında yağda çözünen vitaminlerin eksikliğine bağlı  sendromlar gelişir. Kronik ishal durumlarında, suda çözünen vitaminlerin emilmesi de azalır.
Vitamin ihtiyacını artıran durumlarda, sadece besinle alınan vitaminler yeterli olmayabilir. Böyle  koşullarda, uzun süre normal rasyonla beslenen hayvanlarda çok yönlü vitamin eksikliği sendromları  baş gösterir. Vitaminin çeşidine göre değişmek üzere, uzun veya kısa bir süre eksik vitaminle beslenen hayvanlarda önce klinik belirti vermeyen (subklinik) metabolizma bozuklukları ve diğer tür  bozukluklar gelir. Subklinik vitamin eksikliği durumları, belirgin vitamin eksikliği belirtilerine oranla  daha sık oluşurlar.
Rasyon içerisinde sürekli halde minimum ihtiyacın altında vitamin alımına bağlı olarak vitamin  eksikliğinden de söz edilebilir. Normal koşullar altına yetersizlik belirtilerine yol açmayan böyle  durumlar, beklenmedik bir stres ortaya çıkınca, doğrudan yetersizlik sendromları olarak kendilerini  gösterirler.
Hayvan organizmasına bir veya birkaç vitamin uzun süre hiç alınmaz veya çok düşük düzeylerde  alınırsa, genelde avitaminozlar olarak bilinen eksiklik sendromları gelişir. Bunun sonucunda vitamin  çeşidine göre belirli metabolik olaylar aksadığından hayvanlarda verimlilik azalır, büyüme geriler veya  tümüyle durur. Erkek ve dişi hayvanların üreme ve eşemsel etkinlikleri olumsuz yönde etkilenir.  Enfeksiyon ve paraziter hastalıklara yakalanma kolaylaşır. Hastalanma ve ölüm oranları artar. Bazı  vitaminlerin organizmada sürdürülen metabolik olaylardaki etkisi çok özel olduğundan eksikliğinde  veya yokluğunda organizmada bir veya birkaç metabolik olay aksar. Sonuçta oldukça tipik yetersizlik  belirtileri ortaya çıkar.
A VİTAMİNİ (Retinol): Temel vitaminlerden biridir. Besinlerle provitamin olarak beta karoten halinde alınır. Görmeyi  sağlayan rodopsin (loş ışıkta) ve iyodopsin (parlak ışıkta) adlı pigmentlerin oluşumunu sağlar ve  görme üzerinde etkilidir. Büyüme ve dokuların iyileşmesinde katkı sağlar. Kemik dokusunun sağlığı,  hasar gören dokuların onarılması ve enfeksiyon etkenlerinden korunmasını sağlar. Hücrelerin yer  aldığı dokunun gerektiği şekilde farklılaşmasını ve yapısının sağlamlığını sağlar. Serbest radikalleri  nötralize eder. Dış kaynaklı zararlı maddeleri bağlayıp, antioksidan özelliği ile vücuttaki olası hasarları  önler. A vitamini, normal gelişmeyi ve vücut direncini sağlar. Vücut bağışıklık sistemindeki T  lenfositleri uyararak hücrelerin farklılaşmalarını kontrol eder.
Eksikliğinde loş ışıkta görme bozulur. Vücudun bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalıklara karşı direnç  azalır. A vitamini yetersizliğinde; kanatlılar zayıflar, tüyleri kabarır, kuluçka verimi düşer, burun  deliklerinden ve gözlerinden sulu akıntı gelir, göz kapakları birbirine yapışır. İleri durumda, gözlerde  peynirimsi birikimler oluşur. Performans yitimi, iştahsızlık ve sindirim sisteminde problemler görülür.
Balık yağı, karaciğer, mandıra ürünleri ve yumurtada hazır A vitamini; havuç, domates, sarı patates,  taze kayısı ve yapraklı sebzelerde A vitaminine eşdeğer karoten olarak bulunur.
B1 VİTAMİNİ (Tiamin): Isıya oldukça dayanıklı bir bileşiktir. Asit ve nötr eriyiklerde 100o C’de 1 saat ısıtıldığında çok az bir  kısmı tahrip olmaktadır. Daha yüksek ısılarda ve alkali eriyiklerde yıkılması artmaktadır.
Karbonhidrat metabolizmasında rol alarak hücresel düzeyde enerji üretimine katılır. Glikozun  oksitlenmesine yardım eder. Yağ asitleri ve sterollerin üretimine katkı yapar. Bu sayede besinlerle  alınan karbonhidratların gerekli olduğunda kullanılmak üzere yağa çevrilerek depolanmasını sağlar.  Sinirsel iletide görevi olan asetil kolin maddesinin üretilmesine destek verir ve sinir sistemi  fonksiyonlarının işlemesine yardımcı olur. Büyümeyi düzenler.
Kanatlılarda eksikliğinde organizmanın karbonhidratlardan enerji sağlanması engellenir. Özellikle  metabolik aktivitesi yüksek olan beyinde ve kaslarda ağır bozukluklara neden olur. Ayrıca su dengesi  bozulur ve büyüme geriler. Çeşitli türlerde ortaya çıkan dış belirtiler değişik şekillerde kramplar ve  felçlerdir. Kanatlılarda başın geriye doğru bükülmesi tipik bir semptomdur. Tiyamin yetersizliği,  polinevrit olarak adlandırılır ve ergin kanatlılarda yetersiz beslenmeden 3 hafta sonra, yavrularda ise  9‐12 gün sonra ortaya çıkar. Belirtiler iştahın kaybolması, canlı ağırlık kaybı, tüylerin görünüşünde  bozukluk, bacak zayıflığı ve sallantılı bir yürüyüş şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca dokularda ve  deride ödemeler oluşmaktadır.
Kuru bira mayası, tahıllar, kuruyemiş (fındık, fıstık, ceviz) ve baklagillerde (fasulye, nohut, mercimek)  bol miktarda bulunur. 1 kg yem içinde 0,5 mg tiamin bulunmalıdır.
B2 VİTAMİNİ (Riboflavin): Riboflavin, portakal sarısı renkte, iğne biçiminde kristal bir bileşiktir. Bu bileşikler 2920 C’de  parçalanarak erirler. Aseton, benzen, klorıform ve eterde erimez. Oda sıcaklığında, suda az miktarda  alkali eriyiklerde çok fazla miktarda erir. B2 vitamini, vücutta çok az miktarda depolanabildiğinden  günlük olarak karşılanmalıdır. Vücutta enzim faaliyetlerine katılır. Stres gibi durumlarda gereksinimi  artmaktadır.
B2 vitamini, nükleotid denilen maddelerle birleşerek enzim sentezine girerler. Bu enzimler aracılığıyla oksidasyon‐redüksiyon işlevlerini yapar. Enerji üretiminde rol oynar. Yağ asitlerinin yakılmasını,  hücrelerin gelişimini etkileyerek oksijenin daha iyi kullanılmasını sağlar. Kandaki alyuvarlarda bazı  amino asitlerin yapımına katkı sağlar.
Eksikliğinde büyümenin durması, sindirim sisteminde problemler, performansın azalması, üreme  veriminde düşme gibi belirtiler ortaya çıkar. Gereğinden fazla B2 vitamini alındığında, idrar ve dışkı  yoluyla atıldığından olumsuz bir etki meydana gelmez.
Kuru mayalar riboflavince çok zengindirler. Balık unu ve yağlı tohumlar da hayvanların riboflavin  ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurlar. 100 gram bira mayasında 1,5‐4,0 mg olmak üzere en  yüksek oranda bulunur. 1 kg yem içinde 5 mg riboflavin bulunmalıdır.
B3 VİTAMİNİ (Niasin): Isı ve ışığa karşı dayanıklı olan B3 vitamini, karaciğerde az miktarda depolanabilir. Besinlerle alınan 60  mg triptofandan 1 mg B3 vitamini elde edilir. Protein, yağ ve karbonhidrat gibi besin maddelerinin
vücutta kullanılmasını sağlar. Hücresel düzeyde enerji üretilmesinde önemli görevi vardır. Yağ  asitlerinin sentezinde etkilidir. Beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde etken maddedir. Sindirim  sisteminin sağlıklı çalışmasına destek verir. Kan dolaşımına olumlu etkisi vardır. Beyin ve sinir  sisteminin sağlıklı çalışmasında etkilidir.
Eksikliğinde çabuk yorulma, iştahsızlık, sindirim sistemi sorunları gibi belirtiler ortaya çıkar.  Güvercinlerin hızlı metabolizmaları nedeniyle enerji ihtiyaçları da yüksek olduğundan B3 vitamininin  düzenli olarak verilmesi yararlıdır.
Doğal olarak bira mayası, bezelye, tahıl kepeği, buğday, yer fıstığı B3 vitamini ve triptofan yönünden  zengindir. 1 kg yem içinde 20 mg nikotinik asit bulunmalıdır.
B5 VİTAMİNİ (Pantotenik Asit): Bütün canlı organizmalarda bulunan B5 vitamini, vücutta depolanmadığı ve suda çözünebildiği için  kolayca atılır. Bu nedenle günlük olarak alınması gerekir. Nemli ısıya, oksidasyon ve redüksiyona  dayanıklı olmasına karşın, asit, alkali ve kuru ısıya karşı dayanıksızdır. Tahılların içindeki B5 vitamini  öğütülme sırasında % 50 oranında kayba uğrar. Antistres özelliği bulunan B5 vitamini; sindirim sistemi üzerinde olumlu katkı sağlar. Kandaki alyuvarların ve bağışıklık sisteminde rol alan maddelerin  yapımına yararlıdır. Enerji üretiminde de rol alır.
B5 vitamini, bir miktar bağırsaklarda üretildiği ve doğada bol miktarda bulunduğundan eksikliğine pek rastlanmaz. Eksiklik durumu öğütülmüş tahıllarla beslenme ve antibiyotik tedavisi sonucu bağırsaktaki yararlı bakterilerin ölmesi sonucu ortaya çıkar. Kuluçka randımanının azalması, performans  düşüklüğü, iştahsızlık, sindirim sistemi problemleri, deride bozulma, büyüme ve gelişme gerilemesi,  tüylerde bozulma belirtileri; B5 vitaminin yetersizliğine işarettir.
Karaciğer, yumurta sarısı, mayalar, buğday ve kepek B5 vitamini yönünden zengindir. 1 kg yem içinde  10 mg pantotenik asit bulunmalıdır.
B6 VİTAMİNİ (Pirodoksin): Alkali ortamda, güneş ışığı etkisiyle, ısı ve uygunsuz depolama koşullarında etkisizleşen B6 vitamini,  canlı organizmada yaşamsal önemi olan bir çok fonksiyonu yerine getirir. Proteinin yapıtaşlarından  olan nükleik asit sentezine katılır, amino asitlerin bağırsaktan emilerek kana ve kandan hücrelere  iletilmesi için gereklidir. Ayrıca amino asitlerin yapım, yıkım ve birbirlerine dönüştürülmesine  yardımcı olur. Enerji üretilmesinde karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında etkilidir. Ayrıca  karaciğerde depolanan glikojenin gerektiğinde salınmasını sağlar. Bağışıklık sisteminde antikor ve  akyuvar oluşumunda rol alır. DNA ve RNA sentezi ve işlevlerinin gerçekleşmesinde etkilidir.  Hastalıklara karşı direnç sağlar. Serotonin maddesinin yapımına etkilidir. B12 vitamininin emilimine,  magnezyum, çinko ve selenyum elementlerinin vücuttaki işlevlerine katkı sağlar. Sodyum ve  Potasyum dengelerini sağlayarak hem vücudun sıvı dengesini korur hem de sinir, kalp ve kas  dokularının elektriksel aktivitesine yardımcı olur.
Eksikliğinde hastalıklara karşı direncin düşmesi, performans düşüklüğü, adale zayıflığı, kansızlık,  sindirim sistemi problemleri ve büyüme geriliği görülür. Bilinen en zengin kaynağı arı sütüdür. Soya  fasulyesi, çiğ sebzeler, yumurta, karaciğer, patates B6 vitamini açısından zengindir. Tohum ve taneler
bu vitamince fakirdirler.
B11 VİTAMİNİ (Folik Asit): Bağırsak bakterileri tarafından da üretilen B11 vitamini; ısı, ışık uzun süreli depolama ve pişirilme  esnasında bozulur. Karaciğerde uzun süreli olarak bir miktar depolanır. Folik asit incebağırsağın ilk  kesiminde emilir, sonra karaciğere giderek orada metabolize olur.Folik asit; amino asit, protein ve  sinir sistemi iletisinde kullanılan bazı iletken maddelerin yapımında rol alır. Hücre bölünmesinde ve  hücrenin genetik yapısının oluşması için şart olan DNA ve RNA sentezinde etkilidir. Bu etkisiyle  büyümeyi de sağlar. kırmızı renkli kan hücrelerinin (alyuvar) üretimi, büyümesi ve yeniden oluşumu  için gerekli olan RNA ve DNA gibi nükleik asitlerin meydana gelmesine yardımcı olur. Akyuvar denilen  kan hücrelerinin yapımında bulunur. Hastalıkların iyileşme sürecinde ve tedavi sonrasında, vücut  direncinin arttırılması ve stres altında olunması durumunda kullanılır.
Folik asit eksikliğinde; kansızlık, iştahsızlık, kilo kayıpları, ishal gibi sindirim sistemi problemleri ortaya  çıkar. Yavrularda gelişme geriliği, zayıf tüylenme gibi belirtiler ortaya çıkar.
Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, bira mayası, karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış  tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, ıspanak, yonca, yosun, maydanoz, nane, baklagiller ve  tohumlu gıdalarda bulunur. 1 kg yem içinde 1 mg folik asit bulunmalıdır.
B12 VİTAMİNİ (Siyanokobalamin veya Kobalamin): Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunmayan B12 vitamini, bağırsak bakterileri tarafından üretilebilir  ancak bu vücuda pek yarar sağlamaz. Çünkü bakteriler kalın bağırsakta bulunur ama bu vitamin ince  bağırsaklardan emilebilir. Bu nedenle düzenli olarak yem karışımlarında bulunmalıdır. Yapısında  kobalt, fosfor gibi mineraller de bulunur ve karaciğerde depolanır.
Gelişim döneminde hücrelerin çoğalmaz hızı yüksek olduğundan, bu dönemde B12 vitaminine olan  ihtiyaç artar. Folik asitle birlikte DNA sentezinde yer alır. Yağ, protein ve karbonhidrat  metabolizmalarında etkilidir. Sinir hücrelerinin miyelin adı verilen kılıfının yapılması ve korunması için gereklidir. Kırmızı kan hücrelerinin yapım ve değişiminde rol alır.
Eksikliğinde sinir sisteminde problemler oluşur büyüme yavaşlar. Yem tüketimi ve kuluçka verimi  düşer. Kansızlığa neden olur. Karaciğer, balık, yumurta gibi besinler B12 vitamini yönünden zengindir.  Sindirim kanalında sentezlenebilmesi için kobalta ihtiyaç vardır. 1 kg yem içinde 10 mg B12 vitamini  bulunmalıdır.
C VİTAMİNİ (Askorbik Asit): C vitamini, destek dokuları için kollajen proteinlerinin yapımında etkilidir. Kollajen dokular; deri, kas  ve eklem bağları, damar çeperi ve kemiklerde bulunur. Bağırsaklardan demirin emilimine,  besinlerdeki folik asitin dayanıklı kalmasına, triptofandan beyin için gerekli olan serotonin elde  edilmesine etkileri vardır. Suda çözünen güçlü bir antioksidandır. Yağda çözünen diğer bir güçlü  antioksidan olan E vitamini ile A ve B vitaminlerinin yapılarının korunmasına ve fonksiyonlarını yerine  getirebilmesine katkı sağlar. Yaraların iyileşmesini, damarların sağlıklı olmalarını sağlar. İlaçlar veya  besinlerle alınan kurşun, cıva, arsenik gibi ağır metallerin olumsuz etkilerini nötralize eder. Vücudun  bağışıklık sisteminin güçlendirici etkisi vardır.
C vitamini eksikliğinde, bulaşıcı hastalıklara karşı vücut direnci azalmakta ve yavaş iyileşme  görülmektedir. Ayrıca, halsizlik ve iştahsızlık, stres, büyümenin yavaşlaması, doku sağlığında bozulma, eklem şişkinlikleri gibi belirtiler C vitamini yetersizliğinin sonuçlarındandır.
C vitamini, vücutta depolanmadığından, fazlalığı pek sorun yaratmaz. C vitamini’nin zengin kaynakları  narenciyeler, domates ve patatestir. Yapraklı sebzeler ise yeterli kaynaklarıdır. Karaciğer ve böbrekler de azımsanmayacak miktarlarda C vitamini içerirler.
D VİTAMİNİ (Kalsiferol): Kalsiyum ve Fosfor’un vücuda yararlı madde ve enerjiye dönüştürülmesinde etkilidir. Kemikler, gaga  ve tırnaklar ve yumurta kabuğunun şekillenmesi için gereklidir. Büyüme ve gelişmeyi sağlayan;  kalsiyumun kemiklere bağlanmasında yaşamsal önemi olan D vitamini, tüm kanatlılar tarafından  güneş ışığından yararlanarak sentezlenebilir. Bu nedenle güvercinlerin sürekli kapalı ortamlarda  barındırılmaları sakıncalıdır.
Doğada bulunan steroller ultraviole ışınlarının etkisiyle kemik yapısının oluşumunu ve gelişimini  sağlayan aktif maddeler haline dönüşürler. D1 vitamini, günümüzde önemsenmeyen bir vitamin olup, bu şekildeki sterollerin karışımından ibarettir. Dikkate alınan D2 (Ergokalsiferol) ve D3 (Kolikalsiferol)  vitaminleridir.
D2 vitamini bitkisel kökenlidir ve en çok yosun ve mantarlarda bulunur. D3 vitamini ise hayvansal  kökenlidir ve en çok balık karaciğer yağında bulunur. Kanatlıların D vitamini ihtiyacı kesinlikle D3  vitamini olarak karşılanmalıdır. Çünkü kanatlılar D2 vitamininden yararlanamaz ve kemik dokusu ile  yumurta şekillenmesi için yemdeki Kalsiyum ve Fosfor’dan gereğince istifade edemez. Bahsedilen  fizyolojik fonksiyonların kusursuz biçimde gerçekleşebilmesi için yavru yemlerinde tonda 3‐4 milyon,  damızlık yemlerinde ise 2 milyon IU D3 vitamini bulunması gerekir. Güneş ışınları etkisiyle her iki  vitamin de aktif hale dönüşürler. D3 vitamini özellikle kemikte, kaslarda, deride ve bağırsaklarda  depolanabilir. Aktif D3 vitamininin iskelet sistemi, kas dokusu ve sindirim sisteminde yaşamsal etkileri vardır. Aktif haldeki D3 vitamini kalsiyum ve fosforun yıkımlanarak vücuda yararlı hale gelmesinde  dengeleyici bir rol oynar. Barsaklardan kalsiyum ve fosforun emilimini sağlar. Dışkı yoluyla kalsiyum  ve fosforun atılımını minimize eder. Kandaki kalsiyum oranı azaldığında kemiklerde depo edilen  kalsiyumun kana geçişini hızlandırır. Kemik,tırnak ve tüy yapısının oluşumunu destekler. Kalsiyum ve  fosforun kandaki oranlarını düzenler. Ayrıca, sinir sistemi ve kanın pıhtılaşmasında önemli görevleri  vardır. Fosfor ve kalsiyum, D vitamini yetersiz olduğunda vücuttaki fonksiyonlarını yitirirler.
Güneş ışığı ile temasın azlığı, hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların etkisiyle bağırsaklardan  emilimin yetersizliği, ishale bağlı sıvı kaybı, ileri yaşlarda derideki üretimin azalması gibi nedenler D  vitamini eksikliğine yol açar. Özellikle Antibiyotik kullanımı D vitamininin emilimini durdurabilir. Genç  kuşlarda kemik deformasyonuna, anaç kuşlarda ise kemik yumuşamasına neden olur. Eksikliğinde,  iştahsızlık, dışkı bozuklukları ve stres belirtileri ortaya çıkar. Ayrıca, yumurta kabuğunda incelme ve  yumuşama, kaslarda gevşeklik, güçsüzlük nedeniyle uçuşta zorlanmalar görülür.
D vitamini fazlalığı sonucunda kandaki kalsiyum düzeyi artar ve buna bağlı olarak ishal, su ihtiyacının  artması, besin alımında azalma, eklemlerde kireçlenmeler meydana gelir.
D vitamini, yumurta sarısı ve özellikle morina balığı karaciğeri yağında bolca bulunur. D vitamini  bitkilerde pek bulunmaz. D vitaminin asıl kaynağı güneştir. Yeterli güneş ışığı alan güvercinlerde başka bir hastalığı yoksa D vitamini eksikliği oluşmaz.
E VİTAMİNİ (Tokoferol): Soya fasulyesi yağından elde edilen ve yağda çözünebilen çok önemli bir vitamindir. Kanatlıların  yumurtalarında yavrunun gelişmesi için bu vitamine ihtiyaç vardır. Erkek güvercinlerin dölleme  yeteneğini olumlu yönde etkiler. Antioksidan özelliği bulunan E vitamininin 7 ayrı formu bulunmasına  karşın genellikle alfatokoferol en bilinenidir. Alfatokoferol, diğer formlara oranla ısıya ve asitlere karşı daha dayanıklıdır. Temel görevi antioksidan etkisidir. Oksijen yaşam için gerekli olsa da vücut  üzerinde zararlı etkileri de vardır. Oksijen kullanımının normal işleminde, kimyasal değişimler sonucu  serbest radikal denen kararsız oksijen molekülleri oluşur. Serbest radikaller hücrelere ve hücre içi  yapılara zarar verirler. Serbest radikallerin hücrelere verdikleri zararlar onarılmazsa önemli sağlık  problemleri ortaya çıkar. Hücrelerin serbest radikallerle ederek mücadele etmek ve moleküler onarım sağlamak için özel maddeleri bulunur. Bunlara antioksidan adı verilmektedir. Bu etki C vitamini, beta  karoten ve selenyumda da vardır. Bu özelliği ile yağ ve yağlı gıdaların oksitlenme sonucu  bozulmalarını önlemek amacıyla kullanılır. Hücrelerin genel sağlığını korumak gibi özellikleri vardır.  Hücrelerdeki doymamış yağ asitlerinin oksidasyonunu azaltarak hücre zarı oluşumuna yardımcı olur.  Serbest radikallerin dokular üzerindeki olumsuz etkilerini önler. Enzim sistemleri ve DNA  molekülünün dayanıklılığını arttırır. Oksidasyondan etkilenen A vitamininin biyolojik fonksiyonuna  yardımcı olur. Böbrek üstü bezi ve beyinden salgılanan hormonları dayanıklı kılar. Vücutta hücre  üretimini denetler ve tümör oluşumunu engeller. Trombosit denilen kandaki bir tür pıhtılaşma  hücrelerinin birbirlerine yapışmasını engeller. Üreme gücünü arttırıcı etkisi vardır. Selenyum çevrimi  için yaşamsal önemi bulunur. Bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.
Eksikliğinde; hayvanlarda kısırlık, kaslarda güçsüzlük ve deformasyon gibi sorunlar yaratır. Gereğinden fazla alınması durumunda birkaç günde dışkı yoluyla atıldığından pek sorun yaratmaz. Çok yüksek  dozlarda ise büyümenin durduğu, kasların zayıfladığı, alyuvar sayısının azaldığı, kemikleşmenin  yavaşladığı ve bağışıklık sisteminin baskılandığı görülmüştür.
Tahıllar ve mandıra ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bol miktarlarda bulunur. Kanatlı yemlerinde en az 10 mg/kg Vitamin E bulunması gerekir.
H VİTAMİNİ (Biyotin): Biyotin, sıcak suda kolay soğuk suda zor çözünen bir vitamindir. Besinlerin vücutta enerjiye  dönüşmesinde etkili olan Biyotin, yağ, karbonhidrat ve proteinlerin parçalanmasında görev alır. Yağ  ve yağ asitlerinin üretilmesinde görev alır. DNA ve RNA yapımında etkilidir. Aminoasitlerin proteine  dönüşümüne ve nükleik asitlerin bir parçası olan pirimidin sentezine katılır. Bir çok enzimin yapısına  girer. Bu enzimler besinlerin vücuda yararlı hale getirilmesini sağlarlar. Keratin dokusunun oluşmasını  ve korunmasını sağlar.
Biyotin yetersizliği tüm türlerde büyümede gerileme, kıl veya tüy dökülmesi ve deride bozulmalara  neden olmaktadır. Yumurtadan yavru çıkış oranı düşer. Doğada yaygın olarak bulunan Biyotin  eksikliğinde; halsizlik, iştahsızlık, kasların deformasyonu, kansızlık belirtileri ortaya çıkar. İlaçlarla
alınan fazla miktardaki biyotin, idrar ve dışkı yoluyla atılır.
Yonca unu, malt çimi, bira mayası, mısır gluten yemi, karaciğer unu, sorgum, soya küspesi, peynir  suyu biyotince zengin kaynaklardır.
K VİTAMİNİ (Naftakinon): Doğada K1 ve K2 olarak iki şekilde bulunan K vitamini de metabolik süreçlerde yer alan yaşamsal bir  vitamindir. K1, filokinon ve fitomenadion olarak adlandırılan iki şekilde bulunur ve bitkisel kökenlidir.  K2 ise bağırsaklardaki bakteriler tarafından üretilen ve metakinon adı verilen organik bileşenlerdir.  Sentetik olarak üretilen cinsine ise K3 menadion adı verilir ve doğal olanlardan 2 kat daha etkilidir.  Isıya karşı dayanıklıdır ve yağda çözünebilen bir vitamin olması nedeniyle bağırsaklardan yağlarla  emilerek karaciğerde depolanır. Serbest radikaller gibi okside edici maddeler, radyasyon ve güçlü  asitler tarafından etkisizleşir. Ayrıca yüksek oranlarda E vitamini alınması da K vitamininin emiliminde  olumsuz etkilere yol açar. Probiotikler, K vitamini üretilmesini arttırır. Antibiyotik kullanımı sırasında  bağırsaklardaki yararlı bakteriler azalacağından K vitamini üretimi azalır.
K vitamini, potasyum ve kalsiyum ile birlikte protrombini trombin haline dönüştürüp, kanın  pıhtılaşmasında görev alan fibrin maddesinin oluşmasını sağlar. K vitamini, vücutta yüksek oranlarda  depolanamaz. Kanama olduğunda bağırsaklardaki bazı bakteriler tarafından üretilebilir. Ancak  bağırsaklarla ilgili kastalıklar bu durumu engelleyebilir.
K vitamini yetersizliğinde kanama eğilimi artmakta ve pıhtılaşma ve yaraların kabuk bağlama süresi  uzamaktadır. Antibiyotikler, bağırsakta K vitamini üreten bakterilerin ölmesine yol açarlar. Bu  nedenle özellikle Antibiyotik tedavisi uygulandığında takviye edilmesi gerekir.
K vitamini fazlalığı idrar ve dışkı yoluyla kolaylıkla atılabilir. K vitamini en fazla, yeşil sebzelerde,  karaciğerde, peynir ve tereyağında bulunur.
P VİTAMİNİ (Bioflavonoidler): Suda çözünen ve C vitaminine oldukça benzer özellikleri bulunan P vitamini, doğada saf halde sarı  renkte bulunmaktadır. Dolaşım sisteminde temiz kan ile kirli kan arasındaki dengeyi sağlamaktadır.  Hücrelere atardamar ile getirilen oksijen; besin dokularında kullanıldıktan sonra ortaya çıkan  karbondioksit ve diğer atık maddeler toplardamarlar ile uzaklaştırılır. Kılcal damarlar aracılığıyla  gerçekleştirilen bu alış verişin gerçekleştirilebilmesi için, bu damarların geçirgenliği ve sağlamlığının  istenilen düzeyde olması gerekir. İşte bu noktada P vitamini devreye girer. P vitamininin emilimi ince  bağırsaklarda olmakta ve çok az miktarda depolanabilmektedir. Fazlası ise dışkı ve solunum ile dışarı  atılmaktadır.
P vitamini, C vitamininin emilimini arttırır ve oksidasyonunu önler. Hücre zarının sağlamlığı ve  hücrelerin bir arada tutunmasını sağlayan kollajen dokunun sağlıklı ve dayanıklı olmasında P  vitamininin önemi büyüktür. En önemli etkisi kılcal damarların geçirgenliği ve yapısının sağlamlığı  üzerine olandır. Madde geçişlerinde kılcal damarların yırtılmasını önler.
P vitamini eksikliğinde, doku sağlığı bozulur. Hücre fonksiyonlarındaki olumsuzluklara bağlı olarak  dokularda şişme belirtileri ortaya çıkar

%d blogcu bunu beğendi: